Zaman… Zaman… Zaman... Avucumuzun içerisinden bir kelebek gibi uçup giden; bir nehrin akıp gitmesi gibi yakalayamadığımız, ona sahip olmak ve onu en iyi şekilde kullanmak için hiçbir çaba sarf etmediğimiz zaman… Biz mi zamanı kullanıyoruz, zaman mı bizi kullanıyor? Biz mi zamanı kontrolümüz altında tutabiliyoruz yoksa zaman mı bizi kontrol ediyor ve istediği gibi hayatımızı sorgulayarak hayatımızı paramparça edebiliyor?
Büyük yemekler ve yüksek fiyatlarla ele geçen bir nimetin değerini eminim herkes takdir eder. Fakat hiçbir fiyat ödemeksizin doğuştan sahip olduğumuz nimetler dünyadaki her şeyden daha değerli olmalarına rağmen maalesef bizim tarafımızdan layık oldukları değerleri, itinayı görmezler. Böyle nimetleri mirasyediler gibi harcamaktan birbirimizle adeta yarış ediyoruz. İşin en garip tarafı da bu nimetlerin en değerlisi olan zamanın, en hoyrat bir şekilde israf ediliyor olmasıdır. Bu nimet sayılıdır, sınırlıdır. Her an hızlanan bir tükenişle eriyip gitmektedir ve bir daha geri gelmeyecektir. “İdealist bir insan zorluklardan sonra bir kolaylık geleceğini bilir. “
Zaman tünellerine belki filmlerde, hikâyelerde veya rüyalarda girebilirsiniz ama gerçek hayatta asla giremeyiz. Bir hastalık sonrası sağlığın geri dönüşü gibi kayıp zamanlar da hiçbir zaman maalesef elimize geçmiyorlar. Zaman avucumuzun içinden uçup giden bir serçe kuşu gibi gitmekte ve biz hiçbir şey yapamamaktayız. Hayattaki en büyük arzumuz başarılı ve mutlu olmaktır. Başarılı ve mutlu olmak için bir gayret sarf ediyorsak, zamanımızı kontrol altına alarak, doğru kullanmazsak, başarıyı ve mutluluğu nasıl bekliyoruz?
Dostoyevski; “Eğer bir gün yeniden dünyaya gelseydim, saniyelerin nabzını tutardım.” diyor. Aman Allah’ım… Hayatımızda günlerin bile önemi kalmadı. Haftalar, aylar… Aylar bir anlam ifade etmemeye başladı.
Zaman bu kadar önemli. Bir saniye, bir dakika, hayatınızda o kadar önemli ki. Belki biz bunun farkında değiliz. Ama sınav, ama yüz metre, bin metre, beş yüz metre yarışında önemlidir değil mi? Yüz metre yarışında bakıyorsunuz bir tanesi dokuz saniye otuz iki salise, öbürü; dokuz saniye otuz salise, otuz bir salise. Biri altın madalya alıyor. Adını altın harflerle dünya tarihine yazıyor, öbürü gümüş madalya alıyor ikinci oluyor. Bakın salise… Saniye değil. Birkaç saliseyle dünya rekoru kırabiliyorsunuz. Birkaç saliseyle bir insanın hayatını kurtarabiliyorsunuz.
Birkaç saniyenin ne kadar önemli olduğunu trafik kazası yapan insanlar herhalde çok daha iyi yaşıyorlardır. Trafik kazalarının hepsi birkaç saniyelik hadiselerle gerçekleşiyor. Allah korusun ama bir saniyelik bir dikkatsizlik, bir anlık hayal dünyasına dalmamız direksiyon hâkimiyeti, frene bir saniye geç basmamız, bir saniye gaza hızlı basmamız, az basmamızın sebebiyetlerini, kaza sonuçlarına baktığımızda görüyoruz.
Bizler saatleri, dakikaları, yılları nasıl olsa parayla almadığımız için herhangi bir kimse bir bedel talep etmiyor. Herhangi bir şey de söylemiyorlar. İstediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz. Zamanı güzel mi geçirdiniz, boş mu geçirdiniz? Hayırlı işlerle mi yoksa hayırsız işlerle mi harcadınız? Ya da bugün şu zaman içerisinde yapmamız gereken bir sürü iş, bir sürü güzellik dururken, biz bu zamanımızı o yapmamız gereken güzellikleri yaparak mı yoksa boşuna mı geçirdik? Bunlarla ilgili herhangi bir çalışma, herhangi bir gayret içerisinde olmadığımız için, işte bugün geldiğimiz sonuç, bugün geldiğimiz durum ortada.
Maalesef zamanımızın kıymetini bilmiyoruz. Ve maalesef gençlerimiz, büyüklerimiz, annelerimiz ve babalarımız, iş adamlarımız, A’dan Z’ye hepimiz o çok kıymetli olan yaratıcının bize karşılıksız verdiği en önemli olan zamanı çar çur ediyoruz. Belki de o zaman, adeta bugün, telefon kontörü gibi ya da akbil gibi gişelerde satılıyor olsaydı daha fazla kıymetli olurdu. Hayal edin; Gişeye gidip; “Bana bir ay verir misiniz? Ya da bana üç yüz saat verir misiniz?” ve onun karşılığında da ciddi bir para veriyor olsaydık; o satın aldığımız dakikaların, saniyelerin eminim ki kıymetini daha çok bilirdik. İlla ağır bir bedel mi ödememiz gerekiyor zamanın kıymetini anlayabilmek için?
“Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır. “
‘Moorhead’